
nasıl bir enerjidir bilinmez gençlik, en güzel yaşlarımdı belki 17-18 lerim. gördüğüm, duyduğum, tattığım her şeyin komik bir yanını bulabilirdim. katıla katıla gülebilir, güldürebilirdim. okuldan kaçmak, dershaneden kaçmak, sorumluluktan kaçmak ne güzeldi. bir gün ben onları kabul etsemde etmesemde burnumun dibinde istenmedik bir ot gibi biteceğini asla tahmin edemezdim sorumlulukarın. herkesler yanlıştı, ben doğruydum. herkesler aptal, ben zekiydim. herkesler saf, ben kurnazdım. ne de olsa ölmüş babamın emekli maaşı yetiyordu geçinip gitmemize. varoş denilebilecek bir yerde kışın sobalı 3 oda 1 salon hayat hiç batmıyordu gözüme. ne mutluydum sahi ilk defa eve bir kasetçalar aldığımda. karşısına oturup mal gibi kasetin dönüşünü izlerdim. "karışık kaset" denilen bir icat vardı ki akla zarar. eğer kaset çalarınızda kırmızı harflerle yazılmış bir "rec" tuşu varsa karışık kaset doldurabilirdiniz, sevdiğiniz parçaları ardarda dinleyip mutluluğunuzu katlayabilirdiniz. hele de o karışık kasetinizi walk-man inizde dinleyebiliyorsanız hayat gerçekten çok güzel oluyordu. o walk-man i taşıyabilmek için kurt cobain inkilere benzer oduncu gömlekleri giyip geniş ceplerine walk-man i tıkıştırmak gerekiyordu. hele o walk-man kulaklıkları bangır bangır heavy metal veriyorsa kulağına, daha ne olsun yani... nokia 3310 telefon ne de manyak bir şeydi. space impact oynardık sırayla rekor kırmak için :)
neyse zaman geçti işte çalışmadan, dert etmeden geleceği, aldırış etmeden nasihatlara... gün geldi kıçımızda patladı tüm o tembellikler, tüm o karışık kasetler ve tüm o başkaldırılar. bugün hiç bir öğrencime çalış demiyorum, sadece çalışmadıklarında neler olacağını anlatıyorum... asla istedikleri kadar güzel bir eve, istedikleri kadar iyi bir arabaya sahip olamayacaklarını, istedikleri giysileri giyemeyeceklerini, istedikleri yemekleri yiyemeyeceklerini, istedikleri yere tatile gidemeyeceklerini...vs
keşke mağaradan hiç çıkmasaydı insanoğlu... biliyorum ki çıkmasaydık o mağaralardan, bu kadar kendimizi beğendirme, bu kadar lüks peşinde koşma derdinde olmayacaktık... takmayacaktık o durumda başkalarının hayatını, kıskanmayacaktık başkalarının son model teknolojik cihazlarını...
keşke hep daha da çocuk kalsaydık, bilye oynayıp, gazoz kapakları için kavga edebilseydik. keşke çocukluğumuzdaki kadar çok sevebilseydik annemizi, babamızı ve arkadaşlarımızı ve keşke üzerinde "rec" tuşu olan kasetçalarımızla ve karışık şarkılarımızla sadece hayaller kursaydık yüzümüzde gerçek bir gülümseyişle ve bomboş cebimizle



0 yorum:
Yorum Gönder