
Minibüslerle hep aynı sorunu yaşamak zorunda mıyım ben?
Yaşamımı sürdürmeye çalıştığım şehirde üstün zekalı yöneticiler minibüslere elinizdeki kartı okuyan akbil çakması bir sistem getirmişler. Bu sistem sayesinde para vermek veya üzerini almak amacıyla hiç bir yabancı ile ten teması kurmuyorsunuz.
Bu insan üstü kart okuyucu makina ya tane tane aldığınız kağıtsı biletleri içine alıp üzerine "bir salak daha, tarih..., saat..." yazıp geri püskürtüyor ya da dolum yaptırdığınız kredi kartını makinanın önündeki manyetik alana tutuyorsunuz ve makina ciyaklayarak teşrif bedeli ödediğinizi onaylıyor
Bu memlekete İstanbul gibi zıvanadan çıkmış bir şehirden bile gelen yabancılar makinanın esrarını çözmekte zorlanıyorlar. Geçenlerde yine işe geç kalmak üzere bu minibüslerden birine bindim. Şöförler aşağı yukarı aynı kazmalıktadır pek nüans farkı görülmez...
Neyse gariban İstanbul beyefendisi birkaç durak ötede henüz başına ne geleceğinin farkında olmayan bir edayla bekliyordu. Derken bir gaflette bulunup benimde içinde bulunduğum minibüse bindi. Önce ortama hakimmiş gibi davranmak edasıyla 5 tl yi şöföre uzattı. Şöför geğirmeyle karışık parçalı buğulu bir sesle "bilet alacaksın" dedi.
Adam ilk şoku atlatıp sağına soluna bakıp bilet aradı. Daha sonra "nerden alabilirim bileti ben buraların yabancısıyım, İstanbul'dan geldim" dedi. -Hani ne kadar yabancı olsam da İstanbul gibi bir yerde yaşıyorum, kazık falan yemem ha- durumunu benimsetmeye çalıştı.
Minibüs bir ekmek büfesinin önünde durdu. Şöför "burdan bilet alabilirsin" dedi. Bizim İstanbullu bey amca -ne alaka- gibisinden bir bakış attı. Çaresiz indi minibüsten ve ekmek büfesine ilerledi. Muhtemelen "beni karşı ki minibüsten gönderdiler, bilet var mı acaba" diye bir soru yönelttikten sonra kağıtsı tek kullanımlık biletlerden birini alıp ivedilikle minibüse döndü.
Bir sorun daha vardı şimdi bu bileti ne yapacaktı? Şanssız adamın kendinden sonra binen kimseyi gözlemleyemediği için biletle ne yapılacağı hakkında en ufak bir fikri yoktu. O an aklına bileti şöföre uzatmak geldi. Şöför aynı geğirtili ses tonuyla "atacaksın" dedi
Talihsiz adam şöförün eliyle gösterdiği yöne baktı. Karşısında bir makina ve hemen aşağısında kullanılmış biletlerle dolu bir çöp sepeti gördü. Fakat çöp sepetine atılmış olan biletlerin kullanılmış olduğunu ve nasıl kullanılmış olduğunu bilmiyordu.
Tam elindeki henüz makinaya okutulmamış bileti şöförün atma komutuyla çöpe atacaktı ki şöför bunu farketti. Arkasını bile dönmeden bir arka koltuğundaki başka bir adama neredeyse kızarak "yavvv kullanın şu bileti" dedi. Arakadaki adam el çabukluğuyla bileti alıp makinaya üst kısımdan verdi. Makina "bir salak daha, tarih...., saat...." yazdıktan sonra bileti üstten püskürttü.
Olay sonrası İstanbullu amca rahatlamıştı. Artık dünyanın en ender bilgilerinden birine daha sahipti. Bu olaylar olurken arka taraftaki sessiz ben işe geç kalacağımı hemen hemen garantilemiş görünüyordum
Bir sonraki durakta önümüzdeki minibüse de el kaldırıp sonra savuşturan başka bir amcam bizi de es geçmedi. Durduk.
Bu esnada minibüsün kapısı açıldı ve amcam içeriye doğru kafayı uzatı "sanayiye gider mi" dedi. Halbuki minibüsün önünde kocaman harflerle "sanayi" yazıyordu. Tamam kabul belki okuma yazması yoktu. Ama daha sonrası ilginç.
Şöför bu kez gerçekten geğirerek "heeeee" dedi. Amcam anlamadı, sorusunu yineledi...
Şöför " heeeeee dedik ya" dedi.Ben amcanın bu laf üzerine minibüse binmesini beklerken amcam bir eliyle de minibüsü tutarak az ilerdeki durağa doğru dönüp "ayşeee gel bu gidiymişşş" diye seslendi. Durakta teyzem sanki durağın inşaatında bulunmuş gibi yayılmış vaziyette, yanında küçük kızıyla oturuyordu.
Oldukça yavaş adımlarla kocasının tek eliyle zaptettiği bilmem kaç beygir gücüne sahip motoru olan minibüsümüze doğru ilerlemeye başladı. Bu arada bir elinde de kaldırırken ayaklarını yerden kestiği, poşet gibi tuttuğu kızı vardı.
Yaklaşık 15 saniye süren 5 metrelik yolu aldıktan sonra minibüse binebildiler. Minibüsü tek eliyle tutmanın, ondan öte doğru minibüsü bulmanın haklı gururuyla Hitit Aslanı gibi dikilen amcam elini cebine atıp 5 tl çıkardı...
Sonuçta işe geç kalacağım kesinleşmişti



4 yorum:
:)) ben de ilk biletimi atabildiğimde ilk okumayı söktüğüm gün kadar heycanlanmıştım o minübüslerden birinde. ilk okumayı söktüğümde (ki sınıfın yarısından fazlası çabucak öğrenmişti bense kedi gibi sinip kalırdım küçücük boyumla, küçücük ellerimle kocaman bir sıranın arkasında. hep hayalini kurardım öğretmenin taktığı o kırmızı kurdeleden alıp annemi sevindirip gururlandıracağım günün) gözlerimde bir ışık vardı çocukça, saf bir ışık. koşarak çıkmıştım yüksek merdivenleri ve göğsümü şişirerek annemin gözüne gözüne sokmuştum kırmızı kurdelemi. annem sevinmişti aferinler yağdırmıştı egomu şişirdikçe şişirmişti. elma kartımı kullandığım ilk günse egomun dibine gömülmek istedim nedense. aferimsiz bir başarı olsun istedim. başarı olmayacaksa da zaten kimseler görmeyiversin dedim. en çok da geğirip böğüren arada sırada osurduğundan da şüphe ettiğim heybetli minübüsçüler... görmesinler de böğürmesinler bana. toplum içinde rencide olunca dudaklarım titrer çünkü... ellerim terler...
teşekkür ederim. Aferin :)
teşekkür ne için??? ;)
içimden geldi
Yorum Gönder