8 Kasım 2010 Pazartesi

madem doğdun...

güzelim ülkemde talihsizlik eseri meydana gelmiş bir ademoğlu için öğütler:
-doğar doğmaz hemen ağlamaya başla, böylece kıçına atılacak ilk tokattan yırtabilirsin,ileride nasılsa ağlayacak bir sürü sebep bulacaksın ağlamak için. hem zaten doğar doğmaz bir sürü borcun olacak ve çevrendekilerin sana biçtiği türlü düzmecelere maruz kalacaksın
-doğduktan sonra sakın hastanede kalayım deme, çünkü; bir bebek olarak başka bir bebekle karıştırılıp farklı bir aileye gidebilirsin(kimseye derdini de anlatamazsın) veya yanlış bir iğne yeyip sakat kalabilirsin veyahutta kaldığın saat başına doğar doğmaz ailene kol gibi bir fatura sokabilirsin
-seni görmeye gelen insanlardan hediye alma, çeyrek takarlarsa sıçtın. artık sen o çeyrek takanların esirisin ve her boklarına çeyrek takmak zorunda kalacaksın (hayatında cinsiyetine bağlı olarak bir iki kez daha çeyrek sınavından geçeceksin)
-sana gelipte şirinlik yapan kişilere sakın gülme, gülümseme. çünkü onlar ne yaptığının farkında değil. biraz büyüyüpte hayat seni üzmeye başladığında maazallah o günleri hatırlatabilirler
-annenin sütünü içme konusunu etraflıca düşünmeden karara bağlama, çünkü; ilerideki hayatında her boktan durumda "sütüm haram olsun" gibi saçma bir deyişle karşılaşabilirsin
-kendini konuşmaya hazır hissettiğinde sakın konuşma.ilk etapta ma ma, ba ba gibi yarım yurum konuşacan, yani seni anlamayacaklar. bi de üstüne üstlük ikinin biri hadi yine yap hadi yine konuş diye kafanı patlatacaklar. iyisi mi sus sen
-bir zaman sonra kendini hareket ettirebildiğini göreceksin, ama asla uçabileceğini düşünme. bu nedenle yavaş ol, hemen kalkmaya çalışma, bi de böyle yandan tutup seni kaldırmaya çalışanlara karşı tavrını net koy. yapmasınlar. kendi kendine hareket etmeye başlayınca da tek tavsiye "yavaş lütfen" (erkek olduğunu farzedersek kafanı kazıttığında veya ilerde kel olduğunda göreceğin manzarayı düşün, kız olduğunu farzedersek mühim olan dış güzellik unutma)
-eee biraz daha büyüdün artık anaokulu çağındasın, tek tavsiye "bırak"(okul oyun oynanan, hoşça vakit geçirilen, altına rahat rahat işeyebileceğin bir yer değil, bunun ilki ortası yükseği falan var. BULAŞMA)
-yaz tatilini iyi geçir, çünkü bu memlekette senin son tatilin bu
-ilkokulda zil denilen yeni bir aletle tanışacaksın ve pavlovun köpeği gibi ona göre hareket edeceksin. dersten zil çalınca çıktığında hemen eve gitme, çünkü; ziller yeniden senin için çalacak
-beslenme saati için sakın ola haşlanmış yumurta götürme okula, insanlar ilerleyen zamanlarda seni kokunla hatırlamasınlar
-karşı cinsten farkını anlayacak kapasitedesin artık, sakın ona kötü davranma (ilerde çok güzel veya çok yakışıklı olabilme ihtimalleri hep var)
-ileride ne olacağını soranlara "sanane" veya "bekleyip birlikte göreceğiz" şeklinde cevap ver. çünkü ileride pis taşşak geçebilirler
-takdir veya teşekkür alma, sınırda kalmaya özen göster, aksi takdirde hep aynısını bekleyecekler. ha diyelim es kaza aldın, sakın çerçevelettirme.
-sbs diye bir şey var. ona dikkat et. çünkü; belirleyecekleri seviye alnına kara bir leke gibi yapışabilir. şu anki durumu düşünürsek; mümkünse "imam hatip" okuluna git. unutma "imam hatip"
-karne hediyesi olarak banka hesabı ve oraya düzenli yatırılabilecek bir meblağ iste. 20 yaşına geldiğinde bisikleti kıçına sokacak değilsin ya
-bayramlarda kendini bir iki şeker için rezil etme, misafirlere veya ev sahiplerine karşı mesafeli ol. bir sorunun varmış gibi davran. mesafeyi korumazsan sıçtın, 18 ine geldiğin halde aynı şaklabanlıkları talep edebileceklerini unutma
-artık ortaöğretimdesin, ne mutlu sana. bir "cemaat" e mutlaka katıl. sohbet et ufkun gelişsin. gayet efendi ol. öyle arkadaş ortamı falan edinme. ileride istersen sosyalleşirsin. bir iki dostun olsun, karşı cinsten de seviyeli (mümkünse bel üstü) bir ilişki yeter. hormonlara yenilmemelisin
-etrafında sürekli ders çalışan birilerin gördüğün an hemen sen de çalışmaya başla. çünkü mutlaka yakınlarda bir sınav vardır. sbs den biliyorsun ya. onun bir adım sonrası yine kol gibi bir sınav yaklaşıyor.
-işte bu an kritik bir andır. yanındaki sümüğünü ceketine silen kişi ilerde sümüğünü para ile silebilecek birine dönüşebilir.
-okuyacağın bölüm çok önemli bu ülkede, sakın ha "ben yetenek ve ilgilerime göre bir bölüm okuyacam" deme. yemişim yeteneğini, sikmişim ilgilerini. para kazanabileceğin bir bölüme gir.
-bu nedenle kara listede bulunan eğitim, fen-edebiyat, güzel sanatlar, iktisat, mühendislik fakültelerine girme. bunun yerine meslek yüksek okullarını yazabilrsin.
-ha diyosan ki "benim götüm yiyor ben hukuk veya tıp okuyacam" eyvallah
-üniversiteyi mümkün olduğunca uzat, yaşın kemale ersin, neyin ne olduğunu anla.üniversitede edinebileceğin en geyik ortamı edin. ama sakın ha "cemaat" le bağlantılarını koparma.
-üniversite bitince anlayacaksın seni yıllardır uyuttuklarını. hiç bir boktan anlamayan, bildiği hiç bir şey gerçek hayatta bir boka yaramayan biri olarak kampüsün dışında bulacaksın kendini. işte 5 yılda bitirdiğin iki yıllık fakülte burada işine yarayacak. çünkü diğer fakülte mezunları asla aranan kriterleri tutturamayacaklar.(özellikle eğitim fakülteliler).
-işte önünde bir sınav daha kpss. bu sınav geldiği an "cemaat" ile neden bağlantını koparmaman gerektiğini daha iyi anlayacaksın.
-eğer öğütleri dinlediysen bok varmış gibi devletin bir kadrosuna yerleşeceksin, yoksa ya kocaya ya kışlaya gideceksin.
-eğer askersen ne önde ne geride duracaksın, sazan olmayacaksın, yok kocaya gideceksen; bulabileceğin en zengin ve en aptal adayı denemelisin
-eğer devlet kadrosuna girebildiysen; mümkünse işini en kötü biçimde yap. çünkü amirlerin iyi yaptığın hiç bir şeyi görmeyeceklerdir. kötü yaptığın işlerse nasıl olsa sıradanlaşacaktır.
-eğer özel sektörde iş bulduysan, tek tavsiyem "BIRAK O İŞİ"
-bu arada popçu veya manken olabilme ihtimalin varsa soyun, sanata soyun
-topçu olabiliyorsan %0,00000001 lik dilimdesin ve senden geriye kalan halkın %99,9999999' ndan daha çok gelirin var demektir. bu durumda bir av tüfeği ile beynini dağıtabileceğin yere kadar yüreğinle birlikte git.(bu durumdaysan sana tavsiye vermek haddim değildir)
-diyelim evlendin. çocuk yapmayın, hadi yaptınız sakın 3 tane yapmayın.
-ilk işin bir ev almak olsun, kafanı sokabileceğin bir ev. çünkü kafan dışardayken sen içerde olsan da bir şeye yaramaz.(müteahhitlere, kooparatiflere veya mortgage' lara bulaşma, onlar senden hep bir adım daha ileridedir)
-kimseye güvenme, (güvendiğin dalların eline gelmesinin türkü yapılıp, bu türküde oynanılan bir ülkedesin, unutma)
-siyasete bulaşma, (bu ülkede herkes insan haklarına, emeğe, kişi hak ve özgürlüklerine saygılıdır, tabi iktidar oluncaya kadar)
-yalnızca kendini düşünmelisin bebek bu ülkede yaşamak istiyorsan, yalnız kendi çıkarlarını... bu şartlarda doğmak istiyorsan (götün yiyosa) doğ. ya da anne rahmine geri dön bebek burası hiç de zannettiğin gibi değil...

12 Temmuz 2010 Pazartesi

Soluk bir gölge olacaksın. Agulamadan önce susmayı bileceksin. Değiştirmeye uğraşmayacaksın bu töreciği. Sıkılacaksın, öyle ki kimine göre nimet olan hayat-bir gün daha yaşamak uğruna her şeyden vazgeçilesi-sana ağır gelecek de ölmek isteyeceksin. Sabır niyetine bir taşın olacak ki elmas sertliğinde, yutkunurken boğazında düğüm gibi hissedeceksin. Umutsuzluğun +sonsuzdan -sonsuza uzayacak ve her reel sayı tanımlı yapacak eksikliğini. Ve daha çok bekleyeceksin gelmeyecek olanı.

2 Aralık 2009 Çarşamba

okuyanın kafasına sıçayım

bilmem kaç yüz defa dinledim bu şarkıyı? ayık kafalarınızla bu güzelliğin de içine sıçacağınızdan hiç şüphem yok... ne de olsa hepimizin en iyi yaptığı iş bu...
bir arayış içinde olanların tüm inançlarına tecavüz etmek, sadece bozmak bir başkasının sihrini
ben de biliyorum 7 saat sonra nefret ettiğim insan tiplemelerinden birine dönüşeceğimi, işe gideceğimi ve de hayat ile ilgili kaygılar taşıyacağımı
şu an ki yüzümü görseler di hiç bir kapitalistin bana iş vermeyeceğini...
çünkü şu an elimden geldiği kadar sarhoş olmaya çalışıyorum, noktalama işaretlerime ve de doğru yazıp yazmadığıma dikkat etmeyin... çünkü hâlâ bir yerlerde hepinize en azından alfabeyi doğru kullanacak kadar saygım var. ama inanın sevgim yok.
hanginize sevgi duyayım ki ?
sigaram kadar bile samimi değilsiniz, bana zarar vermekten haz aldığınızı itiraf edecek kadar...
yaşıyorsunuz, nefes alıyorsunuz... uyuyorsanız bile, ilginç gelecek rüyalar görüyorsanız veya görmüyorsanız bile...,
şu an hiç biriniz yamacımda duran bira tenekeleri kadar samimi bile değilsiniz.... hiç ölmediniz biliyorum, ölümün ne olduğunu en az benim kadar bilmediğinize de eminim...
çünkü öldüğünüzde o pislik bedenlerinizi de yanınıza alıp defolup gideceksiniz besin zincirine... zor olansa benim gibi arkanızdan ağlayan salaklara olacak... sizin ne kadar mükemmel olduğunuzu düşünen salaklara...
herhangi birinizin ruhuna dokunmak mümkün olmadı asla, olmaz da hatta olamaz da...
hepiniz yolunuzu bencilce çizmişsiniz... hayatın size yüklediği misyonu kabul etmişsiniz... ve eminim hiç biriniz ne aç bir çocuğu gerçekten anladınız ne de ezikliği...
hiç kimsenin hesabına gelmedi; kaybeden tarafta olmak, yenik takımda olmak, yüreğini piçlerin ezmesine izin vermek...
bu benimle benim aramızda kalmadı...

5 Kasım 2009 Perşembe

kapitalizm kirletir ve temizleyecek bir dezenfektan yoktur


nasıl bir enerjidir bilinmez gençlik, en güzel yaşlarımdı belki 17-18 lerim. gördüğüm, duyduğum, tattığım her şeyin komik bir yanını bulabilirdim. katıla katıla gülebilir, güldürebilirdim. okuldan kaçmak, dershaneden kaçmak, sorumluluktan kaçmak ne güzeldi. bir gün ben onları kabul etsemde etmesemde burnumun dibinde istenmedik bir ot gibi biteceğini asla tahmin edemezdim sorumlulukarın. herkesler yanlıştı, ben doğruydum. herkesler aptal, ben zekiydim. herkesler saf, ben kurnazdım. ne de olsa ölmüş babamın emekli maaşı yetiyordu geçinip gitmemize. varoş denilebilecek bir yerde kışın sobalı 3 oda 1 salon hayat hiç batmıyordu gözüme. ne mutluydum sahi ilk defa eve bir kasetçalar aldığımda. karşısına oturup mal gibi kasetin dönüşünü izlerdim. "karışık kaset" denilen bir icat vardı ki akla zarar. eğer kaset çalarınızda kırmızı harflerle yazılmış bir "rec" tuşu varsa karışık kaset doldurabilirdiniz, sevdiğiniz parçaları ardarda dinleyip mutluluğunuzu katlayabilirdiniz. hele de o karışık kasetinizi walk-man inizde dinleyebiliyorsanız hayat gerçekten çok güzel oluyordu. o walk-man i taşıyabilmek için kurt cobain inkilere benzer oduncu gömlekleri giyip geniş ceplerine walk-man i tıkıştırmak gerekiyordu. hele o walk-man kulaklıkları bangır bangır heavy metal veriyorsa kulağına, daha ne olsun yani... nokia 3310 telefon ne de manyak bir şeydi. space impact oynardık sırayla rekor kırmak için :)

neyse zaman geçti işte çalışmadan, dert etmeden geleceği, aldırış etmeden nasihatlara... gün geldi kıçımızda patladı tüm o tembellikler, tüm o karışık kasetler ve tüm o başkaldırılar. bugün hiç bir öğrencime çalış demiyorum, sadece çalışmadıklarında neler olacağını anlatıyorum... asla istedikleri kadar güzel bir eve, istedikleri kadar iyi bir arabaya sahip olamayacaklarını, istedikleri giysileri giyemeyeceklerini, istedikleri yemekleri yiyemeyeceklerini, istedikleri yere tatile gidemeyeceklerini...vs

keşke mağaradan hiç çıkmasaydı insanoğlu... biliyorum ki çıkmasaydık o mağaralardan, bu kadar kendimizi beğendirme, bu kadar lüks peşinde koşma derdinde olmayacaktık... takmayacaktık o durumda başkalarının hayatını, kıskanmayacaktık başkalarının son model teknolojik cihazlarını...

keşke hep daha da çocuk kalsaydık, bilye oynayıp, gazoz kapakları için kavga edebilseydik. keşke çocukluğumuzdaki kadar çok sevebilseydik annemizi, babamızı ve arkadaşlarımızı ve keşke üzerinde "rec" tuşu olan kasetçalarımızla ve karışık şarkılarımızla sadece hayaller kursaydık yüzümüzde gerçek bir gülümseyişle ve bomboş cebimizle

22 Eylül 2009 Salı

elbette kaz yumurtanın ne olduğu hakkında kabaca bir fikre sahiptir

şimdi tam olarak ne kadar vaktin olduğunu bilemiyorsun... o kadar acizsin ki şimdi uyuysan sabah kaçta kalkacağını bile bilmiyorsun... şu an ölüme ne kadar zamanın kaldığını bilmeden ezbere yaşamaya devam ediyorsun, dinlediğin parçanın kime ait olduğunu bile bilmiyorsun...
hayallerinin peşinden koşamayacak kadar ihtiyar, münzevi olamayacak kadar genç bir sallantıdasın...

18 Eylül 2009 Cuma

yok böyle bişey ben google' ım benden iyi mi bilecen ?

Bunu mu demek istediniz? DOMATES
Aradığınız - DOMATESYA - terimlerini içeren herhangi bir belge bulunamadı.
Öneriler:
Tüm sözcükleri doğru yazdığınızdan emin olun.
Başka anahtar kelimeler deneyin.
Daha genel anahtar kelimeler deneyin

16 Eylül 2009 Çarşamba

Çiçek çocukları, Gun's&Roses, Orhan Gencebay ve modları

seni tanımadan önce de yaşıyordum ben
tanıdıktan sonra da
seni sevmeden önce de ben vardım
sevdiğimi anlayınca da
tutkum değilsin belki
vazgeçilmez değil
abarttığım kadar iyi değilsin, kimse değil
ulaşılmaz değilsin, seni öyle yapan benim

seni tanımadan önce de yaşıyordum
hilebaz değilsin bu oyunu oynayacak kadar
ince değilsin, derinlerde işin olmaz
yüzeysel ve gelecek kaygısı dolu
cesur değilsin benimle gelecek kadar
göremiyorsun belki samimiyeti
göremiyorsun yorulduğumu ve bilmiyorsun
anlamsız olduğunu
peşinden koşturmamın

en az herkes kadar oyuncusun
barışıksın çevrenle ama ya kendinle
yara sıcakken sarılmalıydı
ve hiç bir şey bu kadar zor olmamalıydı
çünkü ben seni tanımadan önce de yaşıyordum

umarsız değilsin, duyarsız da
farksız değilsin ama
bunun farkında değilsin
tek değilsin ama öyle hissedersin
seversin paylaşmayı
mutlu olmayı, umutlu kalmayı
başarırsın sevecen olmayı ve
çocuk kalmayı

sorgularsın bazen riyayı
bana özelsin ama
sana özel değilim
dürüst olmaktı bana kalan
ve gerçekti acıtsa da kırsa da
sen gitmiştin, hâlâ kış
yanımda sen varken de üşüyordum
ve düşünüyordum senden başka şeyleri de

rüyalarında uçan, uyandığında çakılmaktan korkmayan
pek de fazla artısı olmayan
tuhaf ve dingin
içinde bir, dışı gibi
gülen ve alay eden hayatla
ve en az herkesleşen
ve en az herkesten...

seni tanımadan önce de yaşıyordum ben
nefes alıyordum, soluyordum ve soluyordum
yaşlanıyordum
imreniyordum duygusuzlara ve
tiksiniyordum
garip ama yine bir ikilemdeyim
ikilem mi onu da bilmiyorum

ancak susacak kadar gücüm vardı
sadece kendime baş kaldıracak kadar
vurabilecek kadar hatalarımı yüzüme
hani şu meşhur vicdan var ya
herkesin bildiği (!)

fünyelerini çekmek isterdim
bombalar bağlayıp düşlerime
ve bedenime
ne yazık o kadar özgür değilim
belki o kadar cesur
belki de o derece salak
çünkü mümkün değildir hiç bir şeyi
yaşamadan anlamak

seni tanımadan önce de yaşıyordum
aslında şu an kalkmak istiyorum
çıkmak kabuğumdan
her nerdeysen, her kimleysen
ve her nasılsan
seni bulmak
gözlerinin ta içine girene dek
gözlerinin içine bakmak
bağırmak
"seni seviyorum ahmak"
ve tekrar susmak
yeniden yaşamak...


kimseye yazılmamıştır